“Bayram vesilesiyle Ankara’dan İzmir’e karayoluyla giderken Afyon’daki tesislerde durakladığımızda, CHP genel başkanı Özgür Özel’in ilan ettiği boykotun sarsıcı gerçeğiyle yüz yüze geldim.
Tesisteki onlarca işletme tıklım tıklım doluyken, boykot listesinin ilk sırasında yer alan mekan müşterisizlikten ağlama durumundaydı
‘Boykot’ sevimli bir sözcük değil; başka bütün yollar denendikten sonra akla gelebilecek bir yöntem… Son boykot ilanına itiraz edenler konunun bu yönünü düşünmüyorlar; oysa o yön önemli.”
* Bu satırlar, Fehmi Koru’nun Karar Gazetesi’ndeki köşesinden. Yani uzun süre Erdoğan’ı destekleyip sonrasında ayrı düşen kalemlerden.
* Gözlemleri, öncelikle çağrının yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Yurttaşlar boykot listesindeki ürünlerden söz edildiğini zannetmiş.. Çağrının 2 Nisan günü “hiç alışveriş yapmamak” olduğunu düşünmemiş.. Tanık olduğu tablo bu açıdan net!
* Çeyrek yüzyıldır “düşünmek tehlikeli ve yasaktır” düsturuyla yetiştirilip büyütülen vatandaş için gerçek, izlediği TV kanallarında söylenip gösterilenlerden ibaret. Fehmi Koru bu nedenle “Boykotun sebebi gazetecilik refleksinin kaybedilmesi” başlığını atmış. Eğer gazeteciysen İmamoğlu’nun başına gelenleri.. Gizli tanık kumpasının hortlatılması.. Bunlara itiraz edenlerin üzerine plastik kurşundan cezaevine orantısız bir şiddetle gidilmesini.. Sonunda itirazların birleşerek 2,2 milyonluk bir mitingle noktalandığını görmek zorundasın. “Eğer görmüyor ve göstermiyorsan boykotun asıl sebebi sensin” diyor.
“SEN ORADA MIYDIN”
AKP dönemi yurttaşlarının zihin haritasını çıkartmak mümkün olsaydı, düşünme merkezi bize ne anlatırdı acaba”?
Geçenlerde izlediğim bir sokak röportajı şunu anlattı mesela:
Tam da birkaç kişinin katılımıyla son olaylar konuşulurken gençten bir adam “kaynak” yapıp tartışmaya başlıyor.. “Derdiniz ne sizin.. Ne istiyorsunuz?”
Röportaj yapan gazeteci dönüp, gayet sakin, anlatmaya.. İnsanların neye karşı olduğuna dair örnekler vermeye çalışıyor. Örneklerden biri, Kızılay eski başkanının kızı hakkında: “Arabasıyla kaza yapıp bir kişinin ölümüne yol açtı ama bir gün gözaltına alınmadı.”
Karşısındaki kişinin tavrı efsane: “Nereden biliyorsun. Sen orada mıydın!”
Diyor ki yani: Orada değildim, bilemem. Ama devlet büyükleri, televizyonlar yalan mı söyleyecek.
İşte bu yurttaş tipolojisine göre İmamoğlu yolsuzluk şampiyonu. Hatta İslam’a saygısızlık yapıyor.
Bunu da şimdi nereden çıkardın demeyin. Unutuyoruz. İmamoğlu hakkındaki sayısız soruşturmalardan biri “Fatih Sultan Mehmet’in türbesinde ellerini arkadan bağlamak suretiyle saygısızlık etmekten” açılmıştı.
Kanıt mı? Alın size kanıt!!
Kanıt var. İhbar var. “Ne duruyorsun helva yapsana” demişti birileri! Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış.. Mülkiye başmüfettişleri ciddi ciddi ifade almaya gelmiş, dönemin İçişleri Bakanlığı da bütün bu süreci doğrulamıştı.
Eğer aptallık suç olsaydı müebbet alırlardı!!
Ama öyle bir devirde yaşıyoruz ki onlar yüzünden insanlar içerde yatıyor.
Biliyoruz elbette. Operasyonların, kumpasların asıl nedeni iktidar hırsı. Koltuğu koruma derdi.
Ancak.. Bunun için izlenen yol, düşünmeyi düşünmeyen kitleler olmasa bu kadar uzun sürmezdi.
“Kitleler” deyince isimsiz sade vatandaş gelir aklınıza değil mi!
Ne var ki şu soru, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun’a Emniyet’te soruldu: “Ekrem İmamoğlu ile ortak baz kayıtlarınızın bulunmasındaki sebep nedir?”
Öyle bir ortamda.. Saatler süren ve akıbeti belli bir sorguya ne yanıt verilir acaba?
Ben yine dilimi tutamaz, alay ederdim sanırım. Murat Ongun ise benim söyleyebileceğimi ciddi ciddi anlatmış:
“İBB Başkan danışmanı olarak görev yapmaktayım. Sayın Ekrem İmamoğlu da İBB Başkanı olmasından dolayı kendisiyle yoğun görüşmem son derece normaldir. Buradan bir suç isnadı yaratılmaya çalışılmasına anlam veremedim.”
Tıpkı FETÖ kumpasları döneminde olduğu gibi bugünlerin de kitabı yazılır.. Takkeler düşer elbette..
Ama o kitaplara kalmadan.. Daha şimdiden beylerin nasıl yürüdüğünü görüyoruz.
Yine o eski günleri hatırlatan bir örnek:
İmamoğlu ve ekibi haftada iki gün Beylikdüzü’nde bir kafenin, ne demekse “halka kapalı” odasında toplanırmış. Eeeeee?
Gizli tanık anlatıyor: “Toplantı sonrası Serdar Taşkın ve Murat Ongun içi para dolu olduğunu düşündüğüm çantalarla çıkarlardı.”
Aziz Yıldırım hakkındaki şike davasını hatırladınız, değil mi! O günlerde söz konusu paranın spor çantasına sığıp sığmayacağı ne çok tartışılmıştı..
Bugün de gizli tanık “içinde para dolu olduğunu DÜŞÜNDÜĞÜM çantalar” diyor.
Rüşvet paralarıyla kayağa gittiği iddia edilen Murat Ongun “hayatımda hiç kayağa gitmedim” yanıtını veriyor.
Ve bütün bunlar emniyet yetkililerinin, Saray kalemlerinin hiç komiğine gitmiyor öyle mi!
Peki şu sözler.. Reis’in en sevdiği şarkıcılardan Yavuz Bingöl’ün sözleri.. Bakalım onları komik bulacak mısınız?
“ Yunus Emre, Hacıbektaş, Mevlana, Âşık Veysel, Neşet Ertaş, Kemal Sunal, Barış Manço, Ferdi Tayfur, Edip Akbayram, Volkan Konak ve tabii isimleri buraya kadar sığmayacak kadar nice güzel insan, sanatçı, aydın… Birbirimize sarılmaya, kahkaha ve gözyaşlarımızı ortak kılmaya ihtiyacımız varken, nedir bu boykot çağrıları, boykota katılmayanlara küfür, hakaret ve kutuplaşma… Sayın Özgür Özel, insanlığımızı iyiliklerle ve sanatla bezemeye ihtiyacımız yok mu?”
Sizce Yavuz Bey?
Bugün hiçbiri aramızda olmayan o güzel insanlar yaşasaydı mektubun muhatabının kim olduğunu söylerdi dersiniz!
Bence siz Reis için şarkı söylemeye devam edin. Sofrasına oturun. Ama isimlerini sıraladığınız “gerçekten” güzel insanların kendinizden ve o sofradan uzak tutun.